Yükleniyor...
Yükleniyor...
Oyunun kökeni

Sudoku'nun matematiksel atası on sekizinci yüzyılda yaşamış İsviçreli dâhi Leonhard Euler'in Latin kareleridir. Euler, her satır ve sütunda her sembolün yalnızca bir kez yer aldığı ızgaralar üzerine çalıştı. Saf bir simetri, sayılarla yapılan bir denge sanatı. O dönemde bu bir oyun değil, bir matematik problemiydi, ama içinde sonradan dünyayı saracak o bağımlılık tohumu çoktan vardı.
Bugün bildiğimiz biçim çok daha yeni. 1979'da Amerikalı bir mimar, Howard Garns, bu ızgarayı Dell dergilerinde bulmaca olarak yayımladı. Asıl patlamasıysa 1980'lerde Japonya'da oldu, ve oyuna bugünkü adını orada kazandı: sudoku, yani sayı tek kalsın. Yirmi birinci yüzyılın başında gazete sayfalarından akıllı telefonlara taşındı ve sessiz bir küresel tutkuya dönüştü.
House of Zij'de rakamların yerini gezegen sembolleri aldı. Her satırda, her sütunda her işaret yalnızca bir kez bulunmalı, tıpkı iyi kurulmuş bir haritada her gücün kendi yerini bulması gibi. Sudoku'nun verdiği o sakin tatmin astrolojiye uzak değil: kaos gibi görünen bir tablonun aslında kusursuz bir düzene oturduğunu görmek. Gökyüzü de öyledir, dağınık görünür ama her şey yerli yerindedir.
Kaos gibi görünen bir tablonun aslında kusursuz bir düzene oturduğunu görmek; gökyüzü de öyledir.