Yükleniyor...
Yükleniyor...
Oyunun kökeni

Go, insanlığın hâlâ oynadığı en eski strateji oyunu. Çin'de doğdu, adı orada Weiqi, yani çevreleme oyunu. Efsane onu efsanevi imparator Yao'ya bağlar: huzursuz oğluna sabrı, dengeyi ve öngörüyü öğretmek için tasarladığı söylenir. Tarih bu kadar romantik değil belki, ama oyunun yaşı sahiden başı döndürür. Konfüçyüs onu kitaplarında anar, eski Çin onu bir beyefendinin dört hünerinden biri sayardı: müzik, hat, resim ve Go. Savaş değil, bir tür düşünme biçimiydi.
Oradan Kore'ye geçti, Baduk adını aldı. Sonra Japonya'ya ulaştı ve orada bir sanata dönüştü. On yedinci yüzyılda devlet okulları kuruldu, ustalar imparatorun önünde oynadı, en güçlü oyuncuya Meijin, yani usta unvanı verildi. Tahtanın işaretli noktalarına hoshi, yani yıldız denir. Oyuncular yüzyıllardır o yıldızların arasına taş koyup gökyüzü gibi bir boşluğu paylaşır. Tek bir kuralı vardır aslında: soluğu kalmayan taş ölür. Geri kalan her şey bu kuraldan doğan sonsuz derinliktir.
House of Zij'de bu eski sessizliği Güneş ve Ay taşlarıyla oynuyorsun. Go'nun öğrettiği şey astrolojiye hiç de yabancı değil: güç, doldurmakta değil çevrelemekte. Bir alanı zorla almazsın, ona alan açarsın. Yeni başlıyorsan korkma, ustalar da bir tek taşı almayı öğrenerek başladı. İlk Taş modu tam bu yüzden var. Küçük tahtada birkaç el oyna, sonra bir bakarsın koca bir boşluğu sessizce kuşatmışsın.
Güç doldurmakta değil çevrelemekte; bir alanı zorla almazsın, ona alan açarsın.