Ücretsiz dinleme
Roma İmparatorluğu'nun son yıllarında Apuleius adında bir adam Kuzey Afrika'da bir kitap yazdı. Adı Metamorphoses olan bir kitaptı, "Dönüşümler". Ana hikayenin içine bir yan hikaye sıkıştırmıştı, bir yaşlı kadının genç bir kıza anlattığı masal kılığında. Yaşlı kadın bir han odasında oturuyordu, kız ağlıyordu çünkü düğünü bozulmak üzereydi, kadın onu avutmak için bu hikayeyi anlattı. Söze "Bir varmış bir yokmuş, bir kralın üç kızı varmış," diye başladı. Kız dinledi. Hikaye, dinleyen herkesi içine çekti. Bin sekiz yüz yıl önce yazıldı bu paragraf. Ve hâlâ kimse Apuleius'un kendi mi uydurduğunu, yoksa daha eski bir Anadolu, Mısır ya da Suriye masalını mı kayda geçirdiğini bilmiyor. Belki ikisi de. Ama hikayenin kendisi sahipsiz dolaşıyor o günden beri.
Üç kız kardeş ve aşkın kıskançlığı
Kralın üç kızı vardır. En küçüğünün adı Psyche. Yunanca "ruh" ya da "nefes" anlamına gelen bir kelime. O kadar güzeldir ki insanlar onu görmek için saraylarına akın ederler. O kadar güzeldir ki gelip gelip Aphrodite'ye, sevgi tanrıçasının kendisine, dua etmeyi bırakırlar. Tanrıçanın tapınakları boşalır.
Aphrodite kıskanır. Zeus'un karşısında değil, bir ölümlü kızın karşısında küçük düşmüştür. Oğlunu çağırır, Eros'u, kanatlı genç tanrıyı, oklarıyla insanların kalbini bir başkasına çakan oğlunu. "Bu kıza git," der, "ve onu en zavallı, en çirkin yaratığa âşık et. Cezasını çeksin."
Eros bir okunu hazırlar. Geceleyin Psyche'nin odasına süzülür. Yatağının yanına gelir. Onu uyur halde görür. Ve orada bir şey olur. Eros, herkesi bir başkasına âşık eden tanrı, kendi okunu kazara kendine batırır. Psyche'ye âşık olur. Anında. O anda. O ana kadar tanrılığı hep zafer olan bir varlık, ölümlü bir kızın yanında ilk kez tutuklanır. Annesinin emrini unutur. Karanlıkta odadan çıkar.
Bu sahne mitin ilk kıvrılmasıdır. Çünkü buradan sonra hiçbir şey, hiç kimsenin planladığı gibi gitmez. Aphrodite kızgın çünkü emri unutuldu. Psyche melankoli içinde çünkü iki kız kardeşi evlendi ama onunla hiç kimse evlenmek istemez, çünkü o sıradan bir kız değil bir mucizedir, ve mucizeyle nasıl evlenirsin? Ailesi bir kahine danışır, ve kahin korkunç bir şey söyler, "Bu kızı bir tepeye götürün. Orada onunla evlenecek olan canavar bekliyor."
Görünmez bir kocayla geçen ay
Psyche tepeye götürülür, terk edilir. Akşam olur, gece olur. Bir rüzgar onu havalandırır, bir vadinin ortasına bir saraya taşır. Saray boş gibidir, ama hizmet edilir. Görünmez eller masayı hazırlar, bardakları doldurur, müziği çalar. Geceleyin yatağında biri yanında belirir. Karanlıkta. Konuşur, dokunur, sever. Ama kim olduğunu Psyche göremez.
"Ben senin kocanım," der ses. "Sevgilinim. Ama benim yüzümü hiçbir zaman görmemelisin. Eğer görürsen, beni kaybedersin. Bana güvenmeli, ve karanlıkta sevmelisin."
Psyche güvenir. Aylar geçer. Onu seven o sesin kim olduğunu bilmeden onu sever. Sarayda mutludur. Geceleri kocası gelir, gündüzleri görünmez hizmet sürer. Ama sarayda yalnızdır da. Ailesi onu öldü sanır, kız kardeşleri yas tutar. Bir gün kocasından izin ister, onları görmek için. "Gidersin," der koca, "ama kız kardeşlerinin sözüne kulak verme. Onlar sana kötülük edecekler. Senin mutluluğunu kıskanacaklar."
Psyche gider. Kız kardeşleri onu görünce hayrete düşerler. Kız kardeşlerine Psyche tarif eder hayatını, görünmez koca, sarayda her gün, gece dokunan ses. Kız kardeşler birbirlerine bakarlar. "Görünmez koca?" derler. "Bu bir canavardır o zaman. Yüzünü göstermiyor çünkü çirkin. Bir akşam yatakta uyurken bir mum yak, bir bıçak hazırla. Eğer canavarsa öldür, kendini kurtar. Eğer değilse o zaten bilir, korkma."
Psyche döner saraya. Tohum atılmıştır. Akıl bir kez şüphe öğrendi mi geri çıkmaz. O gece yatağında dururken kalbinde bir taş ağırlığı vardır. Kocası gelir, ona dokunur, uyur. Psyche bekler. Sonra kalkar. Mumu yakar. Bıçağı eline alır. Yatağa eğilir.
Bir mum damlası, ve uyanan tanrı
Mumun ışığında Psyche'nin gördüğü şey bir canavar değildi. Eros'tu, sevgi tanrısının kendisi. Saçı altın, kanatlı, yüzü tanrılarınkinden bile daha güzel. Psyche bir an donar. Bıçağı düşürür elinden. Ve o anın hayretiyle, mumun bir damlası kayar, Eros'un omzuna damlar.
Sıcak balmumu Eros'u uyandırır. Gözlerini açar. Psyche'yi görür. Bıçağı, mumu, korkmuş yüzü görür. Hiçbir şey demez. Sadece kalkar, kanatlarını açar, pencereden uçar. Ve giderken sadece bir cümle bırakır geride, "Sevgi şüpheyle yaşamaz."
Psyche o gece dünyayı kaybetti. Saray buharlaştı, rüzgar onu vadinin tepesine geri attı, çıplak ayakla, üzerinde gece elbisesiyle. Kocası yoktu artık, sarayı yoktu, hayatı yoktu. Bir tek şey vardı önünde, geri kazanmak. Ve bunu hiçbir kralın kızı olarak değil, hiçbir tanrının dölü olarak değil, bir ölümlü kadın olarak yapacaktı. Adımları toprağa basıyordu çünkü artık başka türlü bir adımı yoktu.
Aphrodite'nin imkansız görevleri
Psyche Eros'u arayıp tapınak tapınak dolaşır. Sonunda gerçeği öğrenir, kayınvalidesi olduğunu fark ettiği Aphrodite'ye gider. Tanrıçanın huzuruna çıkar, onu geri ister. Aphrodite ona güler. "Eros'u istiyorsun? Önce kanıtla bunu hak ettiğini."
Aphrodite ona dört imkansız görev verir.
Birincisi, bir buğday ambarındaki bütün taneleri tek tek ayır. Karışmış buğday, mercimek, arpa, mısır, hepsi binlerce ton. Tek bir kız bunu nasıl ayırsın? Psyche oturur ağlar. Ama bir karınca kolonisi gelir, görür onu, acır. Karıncalar binlerce, milyonlarca, taneleri ayırır. Sabah olduğunda iş bitmiştir.
İkincisi, koyunlardan altın yün topla. Ama bu koyunlar canavar koyunlardır, yaklaşana saldırır. Psyche nehir kıyısında oturur ağlar. Bir kamış konuşur, "Akşamı bekle, koyunlar çayıra iniyor, gece çalıların arasında dolanıyor, sabah bağrışırlarken çalıdaki yünü topla." Psyche dediğini yapar. Yün toplanır.
Üçüncüsü, dağın tepesindeki Stiks nehrinden bir bardak su getir. Stiks ölülerin nehridir, ona sokulan ölür. Psyche bir kez daha çaresiz kalır. Bir kartal görür onu, Zeus'un kartalı, bardağını alır, dağa uçar, suyu doldurup geri getirir.
Dördüncüsü en zorudur. Aphrodite ona bir kutu verir, "Yer altına in, Persephone'ye git, ondan bir miktar güzellik iste, kutuya doldursun. Geri getir." Psyche için bu kez umut yoktur, çünkü yer altına ölümlü iner ölümlü çıkamaz. Ama bir kule onunla konuşur, ona yolu söyler, ona tılsımlar verir. Psyche yer altına iner, Persephone'ye varır, kutuyu doldurtur, geri çıkar.
Son sınav, ve uyanan aşk
Yer altından kutu elinde geri dönerken Psyche'nin aklına bir şey gelir. "Kayınvalideme götüreceğim güzellikten ben de bir damla alsam ne olur? Eros beni geri kabul edecek mi, kim bilir? Bir damla güzellik alıp ona daha çekici görünsem?"
Bunu düşündüğü an kutuyu açar. Ve içindeki güzellik bir uykudur aslında. Yer altının uykusu. Psyche oraya yığılır, ölümle uyku arasında bir yere kayar.
Eros yukarıda iyileşmiştir omuzundaki yanıktan. Psyche'yi aramıştır bir süre, küsmüştür, sonra özlemiştir. Şimdi onun yer altından çıkıp toprağa düştüğünü görür, kanatlarını açar, ona uçar. Onu yerden kaldırır. Uykuyu kutuya geri koyar, kapatır. Onu öper. Psyche gözlerini açar.
Eros onu Olympos'a götürür. Zeus'un huzuruna çıkar, ölümlü bir kız ile evlenebilmek için ona ölümsüzlük verilmesini ister. Zeus kabul eder. Aphrodite öfkesini yumuşatır, en azından sahnede yumuşatır. Psyche'ye bir bardak ambrosia içirilir. Ölümsüz olur. Eros'la evlenirler. Birlikte bir kızları olur. Adı Voluptas, "haz" demek.
Hikayenin bugün bıraktığı
Bu hikayeyi yüzyıllar boyunca okuyanlar bir tek şeyi anlamaya çalıştı: Eros niye kaçtı? Mum damlası niye o kadar büyük bir kopuştu? Psyche ne yapmış olduğu için cezalandırıldı?
Cevap basit gibi görünür ama derindir. Aşk, Apuleius'un anlatımında, görmeden başlar. Karanlıkta. İsim olmadan. Yüz olmadan. Sadece bir varlığa, bir sese, bir dokunuşa güven olarak başlar. Ve bu güven kırıldığı anda, mum yakıldığında, "ben görmek istiyorum, ben kanıt istiyorum, ben bilmek istiyorum" dendiği anda, başlangıçtaki o saf hal kaybolur.
Ama mit burada durmaz. Çünkü Psyche kaybettikten sonra geri kazanmak için yola çıkar, ve dört görevi yaparak bir başka şey öğrenir. Aşk, görmeden başlamış olabilir, ama bir kez görüldükten sonra geri inşa edilebilir. Bu inşa daha zordur. Karıncayla, kamışla, kartalla, kuleyle iş birliği gerektirir. Çünkü tek başına insan dört imkansız görevi tamamlayamaz, etrafındaki bütün dünyaya yardım çağırması gerekir.
Yani aşkın iki hâli var bu hikayede. Birincisi, masum hâl, görmeden. İkincisi, olgun hâl, gördükten sonra emek vererek. İkisi farklı şeyler. İkincisi birincisini taklit edemez, ama birincisinden daha kalıcıdır. Çünkü ilki bir hediyedir, ikincisi bir inşadır.
Kimin mumu, hangi gece
Sen hayatında bir mum yaktın mı hiç? Belki bir ilişkiye girdin, içindeki ses sana "güven" dedi, ama bir başka ses "iyice bak, gör, bil" dedi. Sen mumu yaktın. Belki o anda kaybettin bir şey. Bir saflık, bir hayal, bir hal. Mum damlası karşına yansıdı, sıcaktı, yaktı.
Mit der ki, mumu yakmaktan kaçınma. Çünkü görmek bir suç değil. Eros pencereden uçtuğunda hikaye bitmiyor, başlıyor. Bitiş gibi gelen şey aslında bir başlangıç. Sen Psyche'sin o gece. Karıncalar ve kamışlar ve kartallar yolda. Yer altına ineceksin. Kutuyu açacaksın belki, hata yapacaksın. Ama sonunda, bir kez daha buluşacaksan onunla, bu ikinci buluşma daha derin olacak. Çünkü artık sadece dokunan bir el ile değil, bir yüzle, bir isimle, bir hikayeyle seveceksin.
İkinci buluşma her zaman birinci buluşmadan sonra gelir. Ve onun hediyesinin adı haz değil, Voluptas değil, ölümsüzlüktür. Çünkü görerek seven, ölümsüz sever.

Bu okuma hakkında soru sorabilirsin
Atlas (Mit Anlatıcısı) Eros ve Psyche: Bir Mum Damlasının Kopardığı Aşk hakkında sorularını yanıtlar


Yorumlar
Yazı hakkındaki düşüncelerini burada paylaşabilirsin.