Ücretsiz dinleme
Mardin'de eski bir konak duvarına bakanlar bunu görür. Cam altına işlenmiş, yarı yılan yarı kadın bir varlık. Saçı uzun, başında taç, gözleri iri ve siyah, ama bedenin alt yarısı pulludur, kıvrılır, halka halka aşağıya iner. Anadolu'nun her yerinde göreceğin bir görüntü bu. Konya'da, Diyarbakır'da, Tarsus'ta, Şanlıurfa'da. Halk evlerini ondan geleceğine inandığı kötülüğe karşı korumak için duvara asar onu. Adı Şahmaran. "Yılanların Şahı," yani yılanların kraliçesi.
Ama Şahmaran kötülüğün simgesi değildir aslında. Hikayesini anlattığında bambaşka bir şeyle karşılaşırsın. Kendisi sevilmiş, sevmiş, öğretmiş, ihanete uğramış, parçalanmış, ve hâlâ iyileştiren bir varlıktır. Onu duvara asanlar bunu bilir farkında olmadan. Çünkü Şahmaran'ın bedeni en derin paradoksu taşır: bilgi, sevgiyi yener mi, sevgi bilgiyi koruyabilir mi?
Tarsus'un altı, ve bir delikanlının düştüğü kuyu
Hikaye Tarsus'ta başlar. Bir grup oduncu çocuk dağa çıkar. Aralarında biri Camasb, genç ve gözleri parlak. Bir gün dağda yürürken bir mağara, mağaranın ağzında bir kuyu görürler. Kuyunun dibinde bal vardır, eski bir varlığın bal deposu. Çocuklar arasında konuşulur, kim aşağıya inecek, balı çıkaracak, paylaşacaklar. Camasb gönüllü olur. Bir iple aşağıya sallanır.
Balı sepete doldurur, sepetleri yukarıya gönderir. En son sepet çekildiğinde, yukarıdaki arkadaşlar bir bakar, son sepette daha fazla bal var, Camasb'ı çıkarmazlarsa hepsi onların olur. İpi kesip kaçarlar.
Camasb kuyuda kalır. Bir gün ağlar, iki gün ağlar. Sonunda umudu kesip etrafına bakmaya başlar. Bir duvarın yarığından sızan bir ışık görür. Yaralı parmaklarıyla taşı oyar, oyar, sonunda küçük bir delik açılır. Delikten bakar. Karşısında bir bahçe vardır. Yer altında. Çiçeklerle, ağaçlarla, suyla dolu. Ortada beyaz mermerden bir taht, tahtta bir varlık. Yarı kadın yarı yılan. Etrafında binlerce yılan halkalar oluşturmuş. Şahmaran.
Camasb donar. Yılan kraliçesinin gözleri ona döner. Kraliçe gülümser, "Korkma," der, "Sen artık benimsin."
Yer altının dersleri
Camasb yıllarca Şahmaran'ın yanında kalır. Onu kraliçe önce misafir gibi karşılar, sonra sevgili gibi tutar. Yılanlar Camasb'a alışır, ona sürtünür gibi geçer, ona zarar vermez. Şahmaran her gün bir başka şey öğretir.
Otları öğretir önce. Hangi yaprağın acıyı dindirdiğini, hangi kökün ateşi düşürdüğünü, hangi tohumun uykuya çağırdığını, hangi çiçeğin kalbi açtığını. Tarsus dağlarının her bitkisini ismiyle, kullanılışıyla, hangi ay toplandığında etkili olduğuyla anlatır. Camasb ezberler. Sonra hayvanların dilini öğretir, ne zaman bir kuş öttüğünde ne dediğini, ne zaman bir köpek havladığında neyi anlattığını. Ay'ın evrelerini öğretir, hangi gecede hangi büyünün tutacağını, hangi gecede hiçbir niyetin tutmayacağını.
Bunların hepsi sıradan bir aktarım değildir. Şahmaran bilgiyi bir lütuf gibi, ama aynı zamanda bir emanet gibi verir. Her dersin sonunda Camasb'a bakar, ve "Bunu kimseye söyleme," der. "Bunu sadece sen ve ben biliyoruz."
Camasb söz verir her seferinde. Söz verir, çünkü kraliçeyi sever. Yer altında kalan yılların sayısını unutur. Belki üç yıl, belki yedi, belki on. Mağaranın dışındaki dünyayı hatırlamaz olur.
Ama bir gün, bir gün gelir, ve Camasb annesini özlediğini söyler. Yukarıda bıraktığı annesini. Kraliçe başını eğer. Bunun olacağını biliyordu zaten.
Yukarı çıkışın sözü
Şahmaran "Gidebilirsin," der. "Ama bir tek şart." Camasb kulak verir. "Sen yukarıda kaldıkça benim varlığımı kimseye söylemeyeceksin. Yer altı bahçesinden, mağaranın dilinden, otların adından, yılanların krallığından bahsetmeyeceksin. Bunu yapmadığın sürece güvendesin, ben güvendeyim."
"Eğer bir gün, hangi sebep olursa olsun, beni ele verirsen, o gün senin için sonun başlangıcı olur. Bana yapacakları senin de hayatına bedeldir."
Camasb ant içer. Yukarıya çıkar. Annesine sarılır. Yıllarca yokluğunun acısını giderir. Tarsus'a yerleşir, çobanlık yapar, evlenir, bir hayat kurar. Ama Şahmaran'ın öğrettikleri içinde dolaşır. Bir komşusunun çocuğu hastalandığında, ne otun fayda edeceğini bilir. Söylemez. Bir kadının baş ağrısı için ne yapılması gerektiğini bilir. Söylemez. Yıllar boyunca bilgi içinde durur, ama dışarı sızdırmaz.
Hasta padişah ve hamamın taşı
Yıllar geçer. Tarsus'a yakın bir şehirde padişahın bir adamı hastalanır. Hangi hekim baktıysa çare bulamaz. Hastalık ağırdır, padişahın en sevdiği veziri ölmek üzeredir. Saraydaki bilge bir kadın gelir, padişaha "Bu derde bir tek çare var," der. "Şahmaran'ın eti. Onu yiyen iyileşir, onun kanından içen ölümsüz olur."
Padişah Şahmaran'ı bulmak için emir çıkarır. Bütün şehirde haber yayılır. Şahmaran'ı kim bulursa altın alır. Ama hiç kimse onun nerede yaşadığını bilmez. Çünkü onu görmüş tek insan vardır, ve o yıllardır susmuştur.
Burada hikayenin kıvrımı gelir. Padişah'ın bilgesi tuhaf bir şey söyler, "Şahmaran'ı görmüş bir insan vardır mutlaka. O insanı bulmak için bütün şehri hamama götürün, soyundurun. Şahmaran'la temas etmiş bir bedenin sırtında pul izi olur, başka türlü çıkmaz." Padişah emri verir. Bütün şehir tek tek hamama girer.
Camasb sırasını bekler. Hamama girer. Soyunur. Hamamın ortasındaki büyük taşa uzanır. Üzerinde gerçekten yıllar önceden, neredeyse görünmez bir pul izi vardır. Şahmaran'ın bedenine sürünüp aldığı, asla kaybolmamış, sadakatle taşıdığı bir iz. Hamamın görevlisi onu görür. Padişaha haber gönderilir.
Camasb yakalanır. Padişahın huzuruna çıkarılır. "Söyle bize Şahmaran nerede." Camasb susar. İşkenceye götürülür. İşkencede de susar. Ama padişahın adamları çok zalimdir, ve Camasb'ın bedeni dayanmaz. Bir an gelir, ağız bir şey söyler. Tarsus'ta dağda, mağaranın yanında, kuyu vardır, der.
Üç parça olarak parçalanmak
Padişahın askerleri kuyuya iner. Şahmaran'ı bulurlar. Şahmaran kaçmaz. Bekler onları zaten. Camasb'ı yanlarında getirmişlerdir, onu da kuyunun ağzına çıkardıklarında kraliçe onu görür, gözlerinden kara bir damla iner. Söz vermişti Camasb. Ama söz tutulmadı, çünkü insan eti söze ne kadar dayanırsa o kadar dayandı.
Şahmaran konuşur. "Beni öldüreceksiniz," der askerlere, "Ama bedenimi üç parçaya bölmeyi unutmayın. Birinci parça baş, onun kanından içen padişahın hasta veziri iyileşir. İkinci parça orta, onun etinden yiyen ölümsüz olur, ama bu padişahındır. Üçüncü parça kuyruk, ondan yiyen bütün bilgilerin sırrını bilir, evrenin diline kavuşur. Bu parçayı en kötülüğe layık görene verin."
Askerler dediği gibi yapar. Şahmaran üç parçaya bölünür. Birinci parça vezire içirilir, vezir iyileşir. İkinci parça padişaha sunulur. Üçüncü parça, "en kötülüğe layık" diye Camasb'a verilir. Çünkü o, sırrı açan, sözünü tutmayan, ihanet edendir.
Camasb yer üçüncü parçayı. Ve yediği anda, dünyanın bütün dilleri ona açılır. Otların adı, hayvanların sözü, Ay'ın evresi, hepsi içinde gürler. Yıllar boyunca öğrendiği şeyler artık ondan değil, onunla aynıdır. O artık bir hekim değildir. Bilgi'nin kendisi hâline gelmiştir.
Padişah orta parçayı yer ama ölümsüz olmaz. Çünkü Şahmaran'ın gerçek sırrı oydu, ölümsüzlük orta parçada değildi. Camasb'ın yediği parçadaydı. Şahmaran kendi bedenini bölerken bunu önceden ayarlamıştı, "kötülüğe layık" diye verilen parça aslında en yüksek hediyeydi. Çünkü Şahmaran sevdiğine, ihanet eden sevdiğine bile, son hediyesini vermişti.
Bilginin emaneti
Şahmaran'ın hikayesinin bir tek dersi yoktur. Bir tek soru bırakır gerisinde. İhanet eden Camasb mı? İhaneti tetikleyen padişahın zulmü mü? İhanetin önüne geçemeyen sevgi mi? Hepsi mi? Hiçbiri mi? Anadolu'da bu hikaye yüzyıllar boyunca dilden dile dolaştığı halde sonunu bağlayan tek bir cümle yoktur, çünkü hikayenin asıl yükü cevapsız soru olarak okuyana kalır.
Sana bir sır emanet edildiğini düşün. Sevdiğin biri sana bir bilgi verdi, "Bu yalnız ikimizin arasında," dedi. Yıllar geçti, sen taşıdın. Sonra bir gün baskı geldi. Söylemezsen kaybedeceğin bir şey vardı, söylersen güvenini ihanete döndüreceğin bir bağ. Ne yaparsın o anda?
Anadolu mitinin söylediği şu, ne yaparsan yap, bilgi seni bulmuş bir kez, ve onunla yaşamak zorundasın. Sırrı tutarsan onunla, açarsan onunla. İkisi de bir bedel ister. Şahmaran'ın bedeli ölümdü, ama Camasb'ın bedeli ölümden de ağırdı. Ölümsüz bir bilgiyle, sadakatsizliğin hatırasıyla yaşamak zorunda kaldı.
Belki bu yüzden Anadolu evleri Şahmaran'ı duvara asar. Onun bedenini değil, sözünü taşır o resim. "Bilgi söze döküldüğünde bir şey kaybeder. Ama susan da kaybeder. Hangi yarayı taşıyacaksın, kendin seç." Cevap verilmez bu sorudan, ama soru asla unutulmaz. Yaşadığın her sırrın eşiğinde, gözlerini Şahmaran'a verip bir an düşünürsün. Sonra konuşur ya da susarsın. Her iki yol da bir mağaraya götürür seni, hangisinden çıkacağını sen bilirsin.

Bu okuma hakkında soru sorabilirsin
Atlas (Mit Anlatıcısı) Şahmaran'ın Sırrı: Bilgelik Söze Döküldüğünde Ne Kaybedilir hakkında sorularını yanıtlar


Yorumlar
Yazı hakkındaki düşüncelerini burada paylaşabilirsin.