Yeraltı, ölüm, denge
Arketip: Alt dünyanın efendisi
Ücretsiz dinleme
Aynı sudan çıkan iki kardeş
Altay yaratılış destanlarının en yaygın anlatımında, başlangıçta yalnızca sınırsız bir su vardı. Ne yer, ne gök, ne yön. Bu suyun üzerinde iki varlık dolaşırdı.
Birinin adı Ülgen, ötekinin adı Erlik. Onlar kardeştiler; bir anlatıda aynı yumurtadan çıkmışlardı, bir başkasında aynı su damlasından, bir başkasında ise Ülgen suya bakarken kendi yansımasını Erlik olarak çıkarmıştı. Üç versiyonda da ortak olan şey, iki kardeşin başlangıçtan beri var oluşudur.
Erlik sonradan iyi tanrının karşısına çıkmış bir düşman değildir; var olduğu ilk andan beri vardır.
V. M. Verbitski ve A.
V. Anohin'in 19. ve 20.
yüzyıl başında Altay'da derledikleri yaratılış anlatılarında olay şöyle devam eder. Ülgen sudan bir avuç toprak ister, Erlik onu dalar ve çıkarır. Ülgen bu toprakla yeryüzünü yaratır, dağları döşer, ağaçları diker, hayvanları çağırır.
Erlik de boş durmaz, yeryüzünün altına kendi dünyasını kurar. Dokuz kat aşağıya iner, oraya kendi sarayını kurar, kendi atlarını besler, kendi adamlarını toplar.
Bahaeddin Ögel'in dikkat çektiği gibi bu ikili, Zerdüşt geleneğinin Hürmüz ve Ehrimen düalizmine benzemekle birlikte ondan ayrı bir mantıkla işler. Erlik kötü değildir, alttır. Onun varlığı, üstün var olmasının ön koşuludur.

İnsanı yaratırken işin içine giren
Yaratılış destanının en hassas anı insanın yapımındadır. Ülgen kilden bir beden biçer, ama bu bedene nefes veremez. Bir anlatıda Erlik o sırada yanına gelir ve "ben veririm" der; bedenin içine bir nefes üfler.
Ama bu nefes saf değildir, içinde ölümün tohumu vardır. Bir başka anlatıda Erlik bedeni kıskanır ve henüz nefes verilmemişken üzerine tükürür, bedenin sınırlı ve ölümlü olduğu o tükürükten geçer. Üçüncü bir anlatıda Ülgen nefesi bulamaz, gidip Tengri'den alır; ama eve dönerken Erlik bedeni gizlice ters çevirir, bu yüzden insan bazen aklıyla bazen iç güdüsüyle yaşar.
Üç versiyon da aynı şeyi söyler. İnsan, iki kardeşin işbirliği ve mücadelesi içinden çıktı. Üst tarafı Ülgen'in, alt tarafı Erlik'in. Bu yüzden insan ne tümüyle ışık ne tümüyle gölgedir; kil ve nefes, biçim ve sınır, hayat ve ölüm hep yan yana. Türk-Altay yaratılış miti, insanı bir hatadan değil bir denge anlaşmasından doğurur.
Erlik insanın canını da o yüzden alır; çünkü baştan beri onun bedeninin bir kısmı zaten ona aittir. Ölüm bir ceza değil, bir geri çağırmadır.
Şamanın inişi ve dokuz katlı yer
Mircea Eliade'nin "Şamanizm" çalışması, Türk-Altay kam'larının iki yönlü yolculuk yaptığını anlatır. Bir yandan Ülgen'e doğru ağacın gövdesini yukarı tırmanır; bir yandan da Erlik'e doğru aşağı, dokuz katın altına iner. İkisi de aynı ritüelin parçasıdır; çünkü yalnızca biri yapılırsa kozmos eksik kalır.
Aşağı yolculuk genellikle bir hastayı kurtarmak içindir. Hastanın ruhu eksilmiştir; ya bir kötü ruh almıştır, ya yolunu kaybetmiştir, ya da Erlik onu çağırmıştır. Kam bir kara at üzerinde, bir kara çamın altında, dokuz kapıyı geçerek aşağı iner.
Her kapıda bir bekçi vardır, her kapıda bir armağan verilir: süt, beyaz keçe, gümüş, at kılı. En altta Erlik'in kara çadırı yükselir; o orada, kara atının yanında, demir kılıcıyla oturur.
Kam onunla pazarlık eder. " Erlik kabul ederse ruh geri verilir. Etmezse kam eli boş döner, hasta bu dünyadan göçer.
Kam'ın işi bir kavga değildir, ciddi bir müzakeredir. Bu yüzden Erlik korkutucu değil, ciddi bir figürdür. Onunla nazikçe ve doğru sözlerle konuşulur.
İçimizdeki dengeyi tutan gölge
Erlik bugün bize ne söyler? Astrolojik karşılığı Plüton ve Satürn'dür: biri derin dönüşümün, ötekinin sınır ve zamanın yöneticisi. Bu eşleşme yerinde, çünkü Erlik tam da reddedilmiş ama vazgeçilmez olanı temsil eder.
İçimizdeki Erlik, modern derinlik psikolojisinin gölge dediği şeyle aynı yataktan akar. Jung'un kavramı tek başına yeterli değil burada. Erlik daha fazlasını söyler: gölge yalnızca bastırılmış bir parça değil, dengeyi tutan ikinci kardeştir.
Korkularımız, öfkemiz, kabul etmediğimiz iştahımız, ölümlülük bilgimiz, hepsi onun çadırına aittir. Bunu yok saymak insanı tek katlı, sığ, kırılgan yapar. Tanımak ise olgunlaştırır.
Mit, Erlik'le pazarlık etmeyi öğretir. Onu yenmeyi değil, ona doğru kelimelerle yaklaşmayı. Bir kayıp olduğunda, bir öfke yükseldiğinde, bir reddedilen istek başını çıkardığında, içimizdeki kam aşağı iniyor demektir.
Orada kara atın yanında oturan figüre nazikçe seslenmek, ona armağanını sunmak, sınırı tanımak gerekir. Erlik korkutmaz; korkutulan, ona kulak vermeyendir.
İçindeki ses
Bilinçaltı, gölge ve kabul edilmemiş olanın arketipi. İçimizdeki "ne olmamalı" diye reddedilen parça, ama dengenin onsuz kurulamadığı yer. Modern okumada gölge çalışmasının yöneticisidir.
"Erlik aşağı dünyanın hanıdır, dokuz katın altında oturur, ölüleri o teslim alır." Altay yaratılış destanı, sözlü gelenek.
Kaynaklar: Altay Yaratılış Destanı, sözlü gelenek · V. M. Verbitski, Altaylılar Üzerine · A. V. Anohin, Altay Şaman Duaları Derlemesi · Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi · Mircea Eliade, Şamanizm: İlksel Esrime Teknikleri

Bu okuma hakkında soru sorabilirsin
Hypatia (Bilge Astrolog) Erlik hakkında sorularını yanıtlar

