Bilgelik, kurban, kehanet, savaş
Arketip: Kurbanla bilgelik kazanan
Ücretsiz dinleme
Ymir'in bedeninden çıkan dünya
Snorri Sturluson, 13. yüzyıl başında İzlanda'da yazdığı Düzyazı Edda'nın Gylfaginning bölümünde başlangıçta yalnızca bir uçurum olduğunu söyler, Ginnungagap. Bir yanında ateşli Muspelheim, diğer yanında buzlu Niflheim vardı. Eriyen buzun ilk damlasından dev Ymir doğdu, ineksi yaratık Auðumla onu besledi.
Sonra Borr'un üç oğlu geldi: Odin, Vili ve Vé. Ymir'i öldürdüler. Snorri'nin anlattığına göre, devin etinden toprağı, kanından denizleri, kemiklerinden dağları, kafatasından gökyüzünü, beynindense bulutları yaptılar.
Yarattıkları dünyaya Miðgarð, yani orta yer dediler. Daha sonra deniz kıyısında iki ağaç gövdesi buldular, birine Askr birine Embla, ve onlara nefes, bilinç, sıcaklık verdiler. İlk insan çifti böyle doğdu.
Bu yaratılış sahnesinde Odin'in özü hemen görünür. O hiçbir zaman düz bir kral değildi. Yaratan, bölen, can veren, ama aynı zamanda bir devi parçalayan biri.
" Yine de unvanlarının sayısı yüzü aşar. Grímnismál'da Odin kendisini şu adlarla anar: Yggr, yani Korkunç; Hárr, yani Yüce; Bölverkr, yani Kötülük Eden; Síðgrani, yani Uzun Sakallı. Hangi yüzünü taşıyacağını duruma göre seçer.

Mimir'in kuyusu ve dokuz gecelik ağaç
Odin tanrıların en güçlüsü değildi. O en çok soru sorandı. Snorri'nin Gylfaginning'de aktardığı kıssaya göre Bilgelik tanrısı Mimir, kökleri dokuz dünyaya uzanan Yggdrasil'in altındaki bir kuyunun bekçisiydi. O kuyunun suyunu içen, gizli olanı görürdü. Mimir kimseye bedava içirmezdi.
Odin tek gözünü çıkardı ve kuyuya bıraktı. Karşılığında bir yudum içti. O günden sonra dünyaya tek gözle baktı, ama gördükleri iki gözün gördüğünden daha derindi.
Snorri başka bir yerde der ki, Mimir öldürüldükten sonra Odin onun başını otlarla kuruttu, runeler söyleyerek yeniden konuşturdu, ve o kesik baş ona danışmanlık etti. Bilgi onda her zaman bir kayıpla beraber gelir.
Ama Odin'in en sarsıcı kurbanı bu değildi. Şiirsel Edda'nın Hávamál'ında, 138. kıtada, Odin kendi sesiyle anlatır:
"Biliyorum, rüzgârlı bir ağaca astım kendimi, dokuz koca gece, mızrakla yaralı, Odin'e adanmış, kendim kendime, hangi köklerden büyüdüğünü kimsenin bilmediği o ağaçta."
Ne ekmek verdiler ona ne de boynuzdan bir yudum. Aşağı baktı, run'ları yakaladı, çığlık atarak yakaladı, ve düştü. Bu sahne mitin en yoğun anıdır.
Çünkü Odin burada hem kurbanı sunan hem kurban edilen, hem rahip hem adak. Snorri bu hikayeyi Düzyazı Edda'da kısaca anmakla yetinir; ama Hávamál bize doğrudan tanrının ağzından söyler. Bilgi bedavasına gelmez.
Run'lar, sırların alfabesi, ancak kendini kendine veren birine açılır.
İki kuzgun, sekiz ayaklı at, Uppsala tapınağı
Odin'in sembolleri onun ne yaptığını anlatır. Mızrağı Gungnir, atıldığı zaman hedefini hiç şaşırmazdı; Snorri Skáldskaparmál'da bu silahın cüceler tarafından dövüldüğünü söyler. Atı Sleipnir sekiz ayaklıydı ve dokuz dünyanın hepsinde koşardı.
Snorri bu atın doğum hikayesini de anlatır: Loki bir kısrağa dönüşüp bir aygırı kandırmış, sonra Sleipnir'i doğurmuştu.
Omzunda iki kuzgun taşırdı. Grímnismál'da adları geçer: Huginn, yani Düşünce, ve Muninn, yani Hafıza. Her sabah uçar, dünyayı dolaşır, akşam Odin'in kulağına gördüklerini fısıldarlardı.
" Hafızasını kaybetmek, düşüncesini kaybetmekten daha çok korkutuyordu onu.
11. yüzyılın sonunda Bremen'li Adam, İsveç'in Uppsala kentindeki büyük tapınağı anlatır. Üç tanrının altın heykeli vardı orada, ortada Þórr, bir yanında Wodan (yani Odin), öteki yanında Frikko.
Her dokuz yılda bir büyük bir blót, yani kanlı sunu yapılırdı. Dokuz erkek köpek, at, insan, kutsal koruluğun ağaçlarına asılırdı. Bu tasvir bir Hıristiyan tarihçinin gözüyle yazıldığı için renkli, ama özünde Odin tapımının niteliğini verir: ona kurban verilirdi, çünkü o kendine kurban vermişti.
Heimskringla'nın açılışında Snorri, Odin'i tarihsel bir kral olarak da anlatır, Asya'dan gelmiş bir göçmen lider gibi. Mit ve tarih onun figüründe iç içe geçer.
Bilmek için ödenen bedel
Odin bugüne ne söyler? Astrolojide hem Merkür'ün hem Satürn'ün çağrışımlarını taşır. Merkür'ün iletişimi, run'ların sırrı, kuzgunların haberciliği; Satürn'ün ise yapı, kurban, zamanın olgunlaştırması. İçimizdeki Odin, bir şeyi gerçekten öğrenmek için neyi vermeye razı olduğumuzu soran sestir.
Çoğu insan bilgiyi ucuza ister. Odin böyle çalışmaz. Tek gözünün karşılığında derinlik aldı.
Bir gecelik konfor yerine dokuz geceyi seçti. Mimir'in kuyusunun başında durup hesabı yaptı: bu armağan neye değer? Modern hayatta bu eşik her zaman karşımıza çıkar.
Bir kitabı gerçekten okumak, bir terapide gerçekten kalmak, bir ilişkide gerçekten bulunmak, bir disiplinde gerçekten ustalaşmak, hep bir yan göze, bir yan konfora, bir yan kimliğe veda etmeyi ister.
Gölgesi de var. Odin'in arayışı bazen yıkıcıdır, çünkü tanrı bilgi için sınır tanımaz. Mitlerde aldatır, kılık değiştirir, krallıkları yıkar.
Onun enerjisi olgunlaşmadığında entelektüel açgözlülüğe, kendini her şeyin üstünde sanmaya, yakınlarını feda etmeye dönüşür. Ama olgunlaştığında öğrenir: gerçek bilgelik, ne ödeyeceğini bilmektir. Run'lar onlara çığlık atarak yakalanır, ama kendi kendine.
Kimseyi başkası adına ağaca asamazsın.
İçindeki ses
Bir şeyi öğrenmek için bir başkasını feda etme kapasitesinin arketipi. Tek gözün karşılığında derinlik, bir gecenin karşılığında run'lar. Modern okumada içsel arayış için verilen sınırların sesidir.
"Yggdrasil'in dalına astım kendimi, dokuz gece, mızrakla yaralı, kendimi kendime kurban ettim." Hávamál, 138.
Kaynaklar: Snorri Sturluson, Düzyazı Edda (Gylfaginning, Skáldskaparmál) · Snorri Sturluson, Heimskringla · Hávamál, Şiirsel Edda (138-145, Rúnatal) · Grímnismál, Şiirsel Edda · Vafþrúðnismál, Şiirsel Edda · Bremen'li Adam, Hamburg Kilisesi Tarihi (Uppsala tasviri) · Tacitus, Germania

Bu okuma hakkında soru sorabilirsin
Hypatia (Bilge Astrolog) Odin hakkında sorularını yanıtlar

