Bilgelik, şifa, sır
Arketip: Yer altı bilgesi
Ücretsiz dinleme
Yedi şehrin ortak hikayesi
Şahmaran'ın hikayesi tek bir kente ait değildir. Tarsus onu sahiplenir, Mardin onu sahiplenir, Şirvan onu sahiplenir; Hakkari'de, Şanlıurfa'da, Diyarbakır'da hikayenin yerel kıvrımları yaşar. Sözlü gelenekten yazıya geçişi de tek bir yerden değil, birkaç koldan oldu.
En bilinen yazılı versiyon, İran kökenli Camasb-name geleneğine bağlanır; bu eser Binbir Gece Masalları'nın bazı el yazmalarına da girmiş, oradan Anadolu'ya yayılmıştır.
Adı Farsça Şah-ı Maran, yani "yılanların şahı" demek. Ama dikkat çeken şu: Şahmaran, "yılanların kralı" değil "şahı"dır; yani bir hükümdar, bir bilgelik mertebesi taşıyıcısıdır. Bedenin yarısı bir kadın, yarısı bir yılan; başında taç, gözleri iki yıldız gibi parlar.
Eski Anadolu'nun cam altı resimlerinde, evlerin baş köşelerinde onun resmi hep aynı duruşla durur: kollarını açmış, gülümseyen, bekleyen.
Bu görsel pek çok şehirde evlerin koruyucu tılsımıydı. Mardin'in taş avlularında, Tarsus'un eski mahallelerinde Şahmaran resmi nazardan da hastalıktan da koruduğuna inanılırdı. Resme bakanın hatırladığı şuydu: o, evine zarar verene değil, kendisine zarar verene yas tutar.

Camasb, mağara ve otların dili
En yaygın anlatıya göre genç bir adam, kimi versiyonlarda adı Camasb ya da Cemşid, arkadaşlarıyla birlikte bal toplamak için bir kuyuya iner. Arkadaşları içerideki balı çıkarınca onu unutur, yukarı çekmez. Yalnız kalan genç, kuyunun bir yarığından geçerek yer altında ışıltılı bir bahçeye varır.
Orada beyaz bir taht üzerinde, etrafı sayısız yılanla çevrili olarak Şahmaran'ı görür.
Şahmaran ona zarar vermez. Onu konuk eder, ısıtır, yedirir. Yıllar boyunca genç adam orada yaşar; Şahmaran ona her bitkinin ne işe yaradığını, hangi otun hangi yarayı kapadığını, hangi kökün hangi ağrıyı dindirdiğini öğretir. Mağara bir ölüm değil, bir okuldur. Genç adam yer altında bir hekim olur.
Bir gün eve dönmek ister. Şahmaran onu bırakır, ama bir koşulla: hiç kimseye, hatta padişaha bile yer altındaki yerini söylemeyecektir. Çünkü zalim padişah hastalanmıştır ve gelen hekimler şöyle söylemiştir: kralı ancak Şahmaran'ın etinden yapılmış bir çorba iyileştirir.
Padişahın adamları yıkanan herkesin sırtına bakar, çünkü Şahmaran'ı gören kişinin sırtında pul izi olur. Camasb yıkanırken yakalanır.
Krala yer altının yolunu söyler; Şahmaran avlanır. Ama ölmeden önce şunu söyler: "Beni üçe böl. Başımı suya at, ortamı kralın yesin, kuyruğumu da hekim olan o gence ver." Söylediği gibi olur. Kralın hastalığı geçer ama onu yiyenler zehirlenir; başı suya akar; ve kuyruğu yiyen Camasb, dünyanın en bilge hekimi olur.
Yılan, taç ve cam altı resimleri
Şahmaran'ın sembolleri bir paradoksun adıdır. Yılan Anadolu'da çok katmanlı bir hayvandır. Hitit metinlerindeki dev yılan İlluyanka, fırtına tanrısı tarafından yenilen kaba bir güçtür; ama aynı topraklarda Asklepios kültü yayıldığında yılan, hekimliğin sembolü oldu.
Asklepios'un asasına dolanan yılan, bugün bile hastanelerin amblemindedir. Şahmaran tam bu ikili damardan beslenir: hem yer altının derinliği, hem şifanın bilgisi.
Taç, onun bir hükümdar oluşunu söyler; ama Yunan-Romalı tanrıların gücünden çok farklı bir hükümdardır. Kendi krallığı bir saray değil, bir mağaradır. Yönettiği uyruk, otlar, kökler ve onları tanıyan dilsiz canlılardır.
Mardin'in dar sokaklarındaki cam altı ustaları onu yüzyıllarca renkli resimlerle çoğalttı; bir evin baş köşesine asılan Şahmaran resmi, oradakini koruyacağına inanılan bir tılsımdı.
Halk geleneğinde yılana, özellikle ev yılanına kıyılmazdı. "Eve giren yılan ev sahibidir" denilirdi; ona zarar verirsen Şahmaran küser. Bu inanç pek çok Anadolu köyünde yirminci yüzyılın ortasına kadar canlıydı. Yılan, ölümün değil, sırrın hayvanıdır; deri değiştirmeyi, yenilenmeyi bilir.
Paylaşılan bilginin bedeli
Şahmaran bugün ne söyler? Astrolojide Plüton'un dönüştürücü hattına, Merkür'ün şifa odaklı yüzüne, Akrep ile Başak burçlarının kesişimine dokunur. Ama mit kendi başına çok özel bir şeye işaret eder.
İçimizdeki Şahmaran, bedenin bilgisi ve sezgisel kavrayışla taşınan o sessiz bilgeliktir. Bir terapistin yılların ardından kazandığı dokunuş, bir ebeveynin sözcüklere dökmediği koruma, bir şifa pratisyeninin elindeki o anlatılması zor sıcaklık. O bilgi kitaplardan değil, mağaradan, yani derinden gelir.
Hikayenin acıtan yanı bilginin paylaşılma anıdır. Şahmaran sırrını söyler söylemez avlanır. Sezgisel bilgiyi ortaya çıkarmak çoğu zaman bir bedel ister. Bizden öncekilerin sustuğu, bedeni hafife alındığı, kadın aklı küçümsendiği için pek çok şifa hattı yer altında kaldı. Şahmaran'ı evlere asmak bu yüzden basit bir nazarlık değildi; bir sessiz teslimattı.
Mitin asıl dersi belki şudur: Şahmaran üçe bölündüğünde her parçası farklı bir şey yaptı. Başı suya kavuştu, gövdesi ölüme dönüştü, kuyruğu gence bilgelik verdi. Sezgisel bilgi de aynıdır; bir kısmı doğaya geri döner, bir kısmı boşa harcanır, ama bir kısmı her zaman doğru ele geçer. Mağara hala oradadır.
İçindeki ses
Sezgisel bilginin, beden hafızasının, paylaşıldığında kıymetlenen sırrın arketipi. Yılan eski bir şifa sembolüdür, Asklepios'tan beri. Modern okumada beden bilgeliği ve gizli yaranın iyileşmesidir.
"Cemşid mağaraya indi, orada yılanlar şahını gördü, başı kadın, kuyruğu yılan, gözleri iki yıldız." Tarsus halk hikâyesi, sözlü gelenek.
Kaynaklar: Camasb-name, Fars-Anadolu el yazma geleneği · Tarsus, Mardin ve Şirvan sözlü halk anlatıları · Anadolu cam altı resmi koleksiyonları (19-20. yy) · Asklepios kült tarihi, Bergama ve Epidaurus · Hitit İlluyanka Miti (KBo III 7) karşılaştırma kaynağı · Binbir Gece Masalları seçme el yazmaları

Bu okuma hakkında soru sorabilirsin
Hypatia (Bilge Astrolog) Şahmaran hakkında sorularını yanıtlar

