İlkel deniz, kaos, yaratım
Arketip: İlk ana, ilk kaos
Ücretsiz dinleme
Adlandırılmamış olanın suyu
" Bu cümle MÖ 2. binyılın sonlarında yazılmış, Babil'de Nisan ayındaki Akitu bayramında her yıl yüksek sesle okunmuştur. Ama anlattığı an her okumadan, her tapınaktan, her tablet kopyasından daha eskidir.
Tiamat Akkadca Tâmtu, yani "deniz" sözcüğüyle aynı kökten gelir. Onun bedeni tuzlu sudur. Apsû ise tatlı su, yer altındaki kaynak. İkisi karıştığında, yani tuzlu suyla tatlı su sınır tanımadan birleştiğinde, tanrılar doğmaya başladı. Önce Lahmu ve Lahamu, sonra Anşar ve Kişar, sonra göğün tanrısı Anu, ondan da bilgelik tanrısı Ea (Sümer Enki) çıktı.
Burada bir şey hemen söylenmeli. Tiamat ilkel deniz olarak çağrılırken çoğu modern özet onu "kaos canavarı" diye geçer. Mit böyle demez. Mit onu mummu hubur olarak anar, "her şeyi yaratan ana." O ne kötülüktür, ne de yıkım. O henüz biçim almamış, sınırı çekilmemiş, ad konulmamış olandır. Yaratım onun bedeninden çıkar. Daha sonra olanlar farklı bir hikayedir.

Çocukların gürültüsü ve annenin sabrı
Yeni doğmuş tanrılar gençti, gürültücüydü, dans ediyorlardı. Onların hareketi Tiamat'ın iç sularını dalgalandırıyordu. Apsû dayanamadı. Veziri Mummu ile konuştu, "Onları yok edelim, biz uykuya dönelim." Tiamat itiraz etti. Enuma Eliş'in 1. tabletinde sözleri açık: "Doğurduğumuzu nasıl yıkarız? Yolları bozuk olsa da onları sevecenlikle taşıyalım."
Ama Apsû kararını verdi. Plan kulağa gelir gelmez bilge Ea harekete geçti. Bir büyü sözüyle Apsû'yu uyuttu, bağladı ve onun tatlı su bedeninin üstünde kendi evini kurdu, oğlu Marduk'u o evde yetiştirdi. Tatlı su artık bir mekan olmuştu, tanrıların yerleştiği bir zemin.
Tiamat tepki vermedi, henüz. Yıllar geçti. " Bu kez Tiamat kalktı.
Ama eski mitlerin bir inceliği var. Bazı çevirilerde onun ayağa kalkması bir intikam, başkalarında bir yası taşımanın ve kendi içindeki yasayı korumanın eylemi. Tiamat ordu yapmaz, beden yapar.
On bir yaratık doğurur: mušḫuššu ejderi, akrep adam, yılan adam, balık adam, fırtına yılanı. Önderliğe kocası olan ikinci eşi Kingu'yu çağırır, ona Kader Tabletlerini, yani Tuppi šīmāti'yi göğsüne bağlar.
Marduk'un karşısında, ondan sonra hâlâ orada
Genç tanrılar dehşete kapılır. Anu denenir, Ea denenir, hiçbiri Tiamat'a yaklaşamaz. Sonunda Marduk öne çıkar. Bir koşul koyar: eğer ben galip gelirsem, gökyüzünün baş tanrısı olacağım. Tanrılar Upšukkinakku meclisinde toplanır ve oy birliğiyle kabul ederler.
Karşılaşma Enuma Eliş'in 4. tabletinde anlatılır. Marduk yedi rüzgarı silah olarak alır, bir ağı yanına bağlar, yıldırımı eline taşır.
Tiamat ağzını açtığında Marduk ona evil winds'i, yani fena rüzgarları üfler, ağzı kapanamaz. O an okunu salar ve onu yarar. Sonra bedenini iki yarım balık gibi açar.
Üst yarısından gökyüzünü, yıldız kubbesini, su tutucu olarak gök tavanını biçimlendirir. Alt yarısından toprağı, dağları, Dicle ile Fırat'ın kaynaklarını yapar. Gözlerinden Dicle ile Fırat akar; tükürüğünden bulutlar, kuyruğundan Samanyolu yapılır.
Bu kısım önemlidir, hassasiyetle okunmalı. Tiamat yenilmiş bir düşman değildir. Onun bedeni bizim oturduğumuz dünyanın kendisidir.
Üstümüzdeki gök onun derisi, ayağımızın altındaki toprak onun bedenidir. Babilliler her bahar Akitu bayramında Enuma Eliş'i okurken bunu bir zaferin ilan edilmesi olarak değil, bir hatırlamanın ritüeli olarak yaşardı. Kozmik düzen Tiamat'ın bedenine işlenmiştir, onun aleyhine kurulmamıştır.
Kingu ise yargılanır ve damarları kesilir. Onun kanından, kil ile karıştırılarak, insan yaratılır. Yani biz hem topraktanız, hem bir kayıp tanrının kanından. Mezopotamyalı insan kavramının kalbinde bu çift köken durur.
Sınırlanmamış olana saygı
Tiamat bugüne ne söyler? Modern bir okur onu kolayca yanlış anlayabilir. Yıllar boyunca onu "kaos ejderi", "yenilmesi gereken canavar" diye okuduk. Oysa Mezopotamyalı için o, başlangıcın suyudur. Ondan korkulmaz, onun büyüklüğü tanınır.
İçimizdeki Tiamat, henüz biçim almamış olandır. Bir düşüncenin tohumu, henüz isimlendiremediğimiz bir his, bir projenin daha yazılmamış ilk hali, bir ilişkide adı konulmamış akış. O sınırın öncesidir. Sınır gelir, biçim gelir, ad gelir, kararlar gelir; ama her şey önce onda bekler.
Astrolojide bu enerji Neptün'ün ve sınırların ötesindeki suyun diline yakındır. Tiamat bize sınır çizmeden önceki bir alanın değerini hatırlatır. Her yaratımın başında biçimsiz bir sabır vardır, biz onu çoğu kez atlarız.
Mit asıl şunu söyler: Marduk'un düzeni Tiamat'ın bedeni üzerinde durur. Yani kurduğumuz her yapı, adlandırdığımız her şey, biçimlendirdiğimiz her hayat, daha derindeki adlandırılmamış olana borçludur. Onu hafife almak yapının kendisini zayıflatır.
Tiamat'a saygı, kendi başlangıçlarımıza saygıdır.
İçindeki ses
Henüz biçim almamış olanın, sınırsız yaratıcı potansiyelin arketipi. Korkulan değil, içinden her şeyin doğduğu prima materia. Modern okumada bilinçaltının uçsuz bucaksız okyanusudur.
"Yukarıda gök adlandırılmamışken, aşağıda toprak isim taşımazken, Apsu ile Tiamat sularını karıştırdı." Enuma Eliş, Tablet I, satır 1-5.
Kaynaklar: Enuma Eliš, Tablet I, IV (Babil yaratılış destanı) · Akitu bayramı ritüel metinleri, Babil · Berossos, Babyloniaca (fragmanlar, Yunan derlemesi) · Aššur ve Babil tapınak yazıtları

Bu okuma hakkında soru sorabilirsin
Hypatia (Bilge Astrolog) Tiamat hakkında sorularını yanıtlar

